Asya ile Avrupa arasında bir köprü konumunda olan anadolunun strajik önemi nedir?

Konusu 'Eğitim İle İlgili Sorular' forumundadır ve Magrip tarafından 8 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Katılım:
    11 Ocak 2008
    Mesajlar:
    20.430
    Beğenileri:
    1
    Asya ile Avrupa arasında bir köprü konumunda olan anadolunun strajik önemi nedir?
     
  2. Yorum Yok..

    Yorum Yok.. Yönetici

    Katılım:
    25 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    2.763
    Beğenileri:
    4
    kısa cvbı: Üzerinde iki önemli ticaret yolu bulunmaktadır.Bunlar İpek yolu ve Baharat yoludur.Savunması kolay bir yurttur. 3 tarafı denizlerle çevrili olup karadeniz ülkeleri akdenize bağlayan iki boğaza sahiptir.


    uzun uzadıya cvbı:
    Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum, yeryüzünde nadir coğrafi alanlardan birisidir. Türkiye üç kıtanın yakınlaştığı bir lokasyona sahiptir. Asya, Avrupa, Afrika kıtalarının kenetlendiği alanda yer almaktadır. Karadeniz’den gelen İstanbul Boğazı, Marmara, Çanakkale Boğazı yoluyla Akdeniz’e ulaşan, Akdeniz’den Süveyş Kanalı ve Kızıl Deniz yoluyla Hint Okyanusu’na açılan, boğaz köprüleri ile Avrupa’yı Asya’ya bağlayan, Akdeniz’den Fırat ve Dicle nehirlerinin vadisini takiben Basra Körfezi’ne inen stratejik yollar üzerinde bulunmasından dolayı jeopolitik ve jeostratejik öneme sahiptir. Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Türkiye bir Asya ülkesidir. Türkiye bir Akdeniz ülkesidir. Türkiye bir Karadeniz ülkesidir. Türkiye bir Balkan, bir Kafkasya, bir Orta Doğu ülkesidir. Bu coğrafi alandaki bütün komşuları ile yakın ilişki içindedir. Bu kadar çok coğrafi özelliği bünyesinde barındıran bir ülke niçin hala kimsenin konumunu pek kavrayamadığı, çok fazla tanınmayan bir durumdadır. Bunun nedeni jeopolitik ve jeostratejik organizasyonların yeterince doğru kullanılmamasından veya ülkemizin jeopolitik teorilerinin olmamasından kaynaklanıyor olabilir.Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumunun oluşturduğu avantajlarla birebir örtüşen politikalar üretmediği takdirde, jeopolitik avantajın nasıl bir engel haline geldiği, Türkiye’nin bugünkü sıkışıklığından ve verdiği her dış politik kararın kitlelerin büyük bir bölümünü memnun etmemesinden anlaşılabilmektedir. Türkiye uyguladığı politikalarla, ABD ve İsrail hariç diğer ülkeleri memnun edememektedir. Avrupa Birliği, Türkiye’nin komşu ülkeleri, önde gelen İslam ülkeleri ve hepsinden önemlisi Türk milleti, Türkiye’nin aldığı kararları kolay kolay benimsememektedir. Türkiye soğuk savaş sonrası dönemde jeopolitik konumunun getirisini görememiştir. Türkiye’nin dış politikasında bugün en önemli özellik jeopolitiğin değişmez ve hep aynı olduğu kanaatinin hâkim olmasıdır. Oysa jeopolitik, oluşturulan stratejilere, tecrübelere, küresel süreç ve eğilimlere göre değişken olabilmektedir. Türkiye’nin coğrafi konumu önemlidir denmiş, fakat günümüzde değişen süreçler, sınırlar, uluslararası politikalar hep göz ardı edilmiştir.Bugün Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da çoğu kargaşa içinde olan yeni bağımsız devletler vardır. Türkiye’nin bunlarla dinsel, tarihsel ve dilsel yakınlıkları bulunmaktadır. Bu devletler, Türkiye’nin kendileri bakımından aktif bir konuma sahip olmasını bekemektedirler. Türkiye’nin Irak Savaşındaki tutumu, Filistin – İsrail Sorunu, Azerbaycan –Ermenistan çekişmesi, Türkiye’nin yıllardır süregelen karasız tutumunu ve politik açılımlarını bir kez daha düşünmesi gerektiğini bize göstermektedir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu, tarihte hiçbir zaman stratejik önemini kaybetmemiştir. Karadeniz ve Doğu Akdeniz arasındaki Anadolu Yarımadası, Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Avrupa arasında, geçmişten günümüze her devirde doğal bir köprü − siyasi, kültürel, ekonomik ve jeopolitik alanlarda − görevi görmüştür. Eskiçağlardan günümüze en önemli ticaret, göç ve ulaşım yolları, doğu – batı yönünü izlemiş olup, Uzakdoğu ve Hindistan’dan gelip Akdeniz, Batı Anadolu ve Karadeniz kıyıları üzerinden Avrupa’ya ulaşmıştır. Bugün de bu güzergâhta, aktarılan ürün çeşitlerinden başka fazla bir değişiklik olmamıştır. Batı Anadolu’dan doğuya gidildikçe Anadolu coğrafyasının yükseltisi artmakta ancak, dağlık Doğu Anadolu’nun güneyinde, Suriye’nin Anadolu ile olan jeo-morfolojik ve jeo-politik bağları görülmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Suriye ve hatta el-Cezire’nin arz ettiği bütünlük; Anadolu’da hüküm süren devletleri Suriye’ye, Suriye’de kurulanları ise Anadolu’ya hâkim olmaya itmiştir. Suriye Mezopotamya’nın bir parçası olarak Mısır’a doğru tabiî bir geçit vazifesi görmüştür. Anadolu’da aynı yolla Ön Asya ve Avrupa arasında bir köprü oluşturmuştur. Deniz ulaşımının henüz yeterince gelişmediği zamanlarda Avrupa ve Asya’yı, Suriye vasıtasıyla da Afrika kıtalarını birbirine bağlayan bölge, ticari ve stratejik sebeplere dayalı büyük bir rekabet alanı oluşturmuştur. Bundan başka Anadolu’nun tarihi coğrafyasından kaynaklanan bazı eksikliklerin telafisi de, ancak Suriye ve el-Cezire ile bütünleşmekle mümkün olabilmiştir. Anadolu’nun, birçoğu engebeli arazide akan ırmakları, kanallar açılmak suretiyle sulama imkânı vermedikleri için, tarımda verimlilik ancak hava şartlarına bağlı kalmıştır. Bu tespitten hareketle Eskiçağ’dan itibaren Anadolu hâkimlerinin mümbit hilal (Mezopotamya – Suriye – Mısır) olarak adlandırılan bu bölgeye her zaman sahip olmak istekleri görülmüştür. Anadolu Yarımadası, Eskiçağ’da çok nadir olarak tümüyle siyasi açıdan birleştirilebilmiştir. Bunun nedenlerine gelince, tarihte dağlar istilalara engel olmuşlar ve medeniyetleri de birbirinden ayırmışlardır. Akarsular (Fırat, Dicle) ve Denizler (Adalar Denizi, Akdeniz) ise medeniyetleri yaklaştırmışlar, böylece zengin yaşam ve iskân alanları yaratmışlardır. Tarih boyunca Anadolu’da yerleşme bölgeleri doğal olarak çok değişmiş, ağırlık merkezleri de deniz ve akarsular arasında oradan buraya, buradan oraya kaymıştır. Bazı dönemler istisna, yoğun nüfusla iskân edilen bölgeler ve alanlar çok fazla değişmemiştir. Geçmişten günümüze en önemli merkezler Marmara ve Ege kıyılarında teşekkül etmiştir. Bu özellik, Anadolu’nun jeopolitik önemi kadar iktisadi ve ticari ağırlığının da bu bölgelerde olmasıyla ilgilidir. İstanbul, İzmir, Bursa, Edirne, İznik, Efes, Bergama, Foça, gibi çeşitli devirlerde parlamış büyük tarihi merkezler, bu bölgelerdedir. Akdeniz, Orta Anadolu ve kısmen Doğu Anadolu’da ise büyük tarihi merkezler, daha seyrek bir coğrafi dağılışta olmuştur. Karadeniz Bölgesi, iç bölge olduğu ve geniş dünya parçalarıyla doğrudan doğruya ilişkisi bulunmadığı için yoğun nüfusuna rağmen büyük merkezler meydana getirememiştir. Karadeniz kıyılarındaki Sinop ve Trabzon gibi şehirlere ise askeri ve ticari sebepler, ihtiyaç ve şartlardan dolayı, zaman zaman birinci derece önem kazandırmıştır. Türkiye’nin coğrafi konumu, coğrafi özellikleri, sınırları, milli çıkarları, milli politikaları, milli stratejileri ve dünya düzenine göre konumu bu bağlamda değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Türkiye, coğrafi konumundan kaynaklanan jeo-stratejilerin yanında, jeo-kültürel stratejiler üretilmeli ve uygulamaya da çalışmalıdır. Orta Asya ve İran ile olan ilişkileri M.Ö. kadar giden Türkiye, Orta Doğu’da yaklaşık 1000 yıldır var olmuş ve yaklaşık 500 yıl da bu bölgeyi yönetmiştir. Dil, din, tarih, kültür ve ırk bağının olduğu diğer uluslar ile olan ilişkileri çok cılız ve yavaş ilerlemektedir. Yani Orta Doğu ve Orta Asya Türkiye’nin coğrafi etki sahası içinde kalabilecek bir konumdadır. Türkiye bu ortak paydalarına dış siyasette daima vurgu yapmalıdır. Ortak kültürel organizasyonlar geliştirme yoluyla bu yakınlığa katkıda bulunmalıdır.Sonuç olarak, kendi stratejik projeleri olmayan ülkeler başkalarının belirlediği projelerde figüran rolü oynamaya mahkûmdurlar. Türkiye artık Avrasya’nın aktörü olacağı politikaları milli dış siyaset olarak alternatifleri ile hazırlamalıdır. Aksi takdirde Türkiye’nin jeopolitik önemi kâğıt üstünde kalmaya mahkûm olacaktır.
     

Sayfayı Paylaş