Dua

Konusu 'Dua ile ilgili yazılar/Tavsiyeler' forumundadır ve muhammed bakır tarafından 14 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. muhammed bakır

    muhammed bakır Member

    Katılım:
    13 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    55
    Beğenileri:
    0
    DUA

    “De ki: “Duanız (kulluk ve yalvarmanız) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.”[1]
    “Rabbiniz: “Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir” buyurmuştur.”[2]
    1. Resulullah (s.a.a): “Dua ibadetin özüdür. Hiç kimse dua ile helak olmaz.”
    2. Resulullah (s.a.a): “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”
    3. Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz insanların en acizi duadan aciz olandır.”
    4. Resulullah (s.a.a): “En üstün ibadet duadır. Allah, kula dua için izin verirse, ona rahmet kapısını açar. Şüphesiz hiç kimse dua ile helak olmaz.”
    5. İmam Ali (a.s) oğlu Hasan’a (a.s) yaptığı vasiyetinde şöyle buyurmuştur: “Bil ki şüphesiz dünya ve ahiretin melekûtunun hazinelerini elinde tutan, senin dua etmene izin vermiş, sana icabet edeceğini üstlenmiş, sana bağışta bulunmak için kendisinden istemeni emretmiştir. O rahim ve kerimdir. Seninle kendisi arasına seni O’ndan engelleyecek birisini karar kılmamış ve katında senin için şefaat edecek birine seni sığındırmamıştır... Sonra dua ve O’ndan istemek olan hazinelerinin kilidini eline vermiştir. O halde istediğin zaman dua ederek hazinelerinin kapılarını açabilirsin.”
    6. İmam Ali (a.s): “Dua, rahmetin anahtarı ve karanlığın meşalesidir.”
    7. İmam Ali (a.s): “Aziz ve celil olan Allah’a, yeryüzünde en sevimli amel duadır.”
    8. İmam Ali (a.s): “Dua, müminin kalkanıdır.”
    9. İmam Sadık (a.s): “Duadan ayrılma. Şüphesiz ki duada her hastalığın şifası vardır.”
    10. İmam Sadık (a.s): “Dua et ve: “İş işten geçmiş” deme. Şüphesiz aziz ve celil olan Allah nezdinde sadece dua ile elde edilen bir makam vardır.”
    11. İmam Sadık (a.s): “Dua, keskin mızraktan daha etkilidir.”
    12. İmam Rıza (a.s): “Peygamberlerin silahıyla kuşanın.”Kendisine: “Peygamberlerin silahı nedir?” denilince şöyle buyurdu: “Duadır.”[3]
    Dua Her Türlü Belayı Defeder
    13. Resulullah (s.a.a): “Bela kapılarını dua ile kapatın.”
    14. İmam Ali (a.s): “Bela dalgalarını dua ile defedin. Şüphesiz belanın usandırdığı müptela kimse, duaya, beladan güvende olmayan afiyetteki kimseden daha muhtaç değildir.”
    15. İmam Sadık (a.s): “Herkim kendisine bir belanın çatacağından korkar da bela gelmeden önce dua ederse, aziz ve celil olan Allah onu asla o belaya düşürmez.”
    Her Zaman ve Her Şey İçin Dua Etmek
    “İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin.”[4]
    16. Bihar’ul-Envar’da yer aldığına göre Allah-u Teala Davud’a (a.s) şöyle vahyetti: “Rahatlık günlerinde beni an ki ben de zorluk günlerinde sana icabet edeyim.”
    17. Resulullah (s.a.a): “Rahatlığında kendini Allah’a tanıt ki şiddetli sıkıntı anında seni tanısın.”
    18. İmam Bakır (a.s): “Mümine, zorluk anında dua ettiği gibi rahatlık anında da aynı şekilde dua etmesi yakışır.”
    19. Bihar’ul-Envar’da şöyle yer almıştır: “Allah Musa’ya şöyle vahyetmiştir: Ey Musa! İhtiyaç duyduğun her şeyde, hatta koyununun otunu ve hamurunun tuzunu bile benden dile.”
    20. İmam Bakır (a.s): “Hiç bir isteği çok görmeyin. Zira Allah nezdinde olanlar, takdir ettiğinizden daha çoktur.”[5]
    Dua İcabetin Anahtarıdır
    “Kullarım sana beni sorarlarsa, bilsinler ki ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana iman etsinler ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.”[6]
    21. Resulullah (s.a.a): “Allah bir kula icabet etmek istediğinde ona dua etme iznini (başarısını) verir.”
    22. İmam Ali (a.s): “Herkim münezzeh olan Allah’ın kapısını çalarsa, kapı kendisine açılır.”
    23. İmam Hasan (a.s): “Aziz ve celil olan Allah, isteme (dua) kapısını açtığı hiç kimseye icabet kapısını kapatmamıştır.”[7]
    Duanın İcabet Şartları
    a) Marifet
    24. İmam Sadık (a.s), kendisine; “Neden dua ediyoruz da duamız müstecap olmuyor” diyen bir topluluğa şöyle buyurmuştur: “Çünkü şüphesiz sizler tanımadığınız bir kimseye dua ediyorsunuz.”
    25. İmam Sadık (a.s): “Adamın biri Müminlerin Emiri’nin (a.s) yanına vardı ve şöyle dedi: “Ben Allah’a dua ediyorum, ama müstecap olmuyor.” İmam şöyle buyurdu: “Çünkü sen Allah’ı, O’nun sıfatları dışındaki sıfatlarla nitelendiriyorsun. Şüphesiz duanın dört hasleti vardır: Batını ihlâs, niyet (kalp) huzuru, vesileyi tanımak ve isteklerinde insaflı olmak. Acaba sen bu dört hasleti bilerek mi dua ediyorsun?”O şahıs; “Hayır” deyince İmam şöyle buyurdu: “O halde onları tanı.”
    b) Marifet Üzere Amel Etmek
    26. İmam Ali (a.s), kendisine; “Allah; “Bana dua edin sizlere icabet edeyim” diye buyurmuştur; o halde neden dua ediyoruz da icabet edilmiyor?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Zira kalpleriniz sekiz hıyanette bulunmuştur. İlk olarak siz Allah’ı tanıdınız, ama hakkını sizlere farz kıldığı şekilde eda etmediniz. Dolayısıyla bu tanımanız sizlere fayda vermedi... Dualarınızın kapılarını ve yollarını kapattığınız takdirde hangi duanız kabul olacak?”
    c) Kazanç Temizliği
    27. Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz kul, yiyeceği haram olduğu halde elini Allah’a doğru kaldırır. Bu haliyle kendisine nasıl icabet edilsin?”
    28. İmam Sadık (a.s): “Sizden herkim kendisine icabet edilmesini istiyorsa, kazancını temizlemeli ve insanların hakkını ödemelidir. Karnında haram olan veya yanında halktan birine ait bir hak bulunan kimsenin duası Allah’a yükselmez.”
    d) Dua Anında Kalp Huzuru
    29. Resulullah (s.a.a): “Bilin ki şüphesiz Allah gafil ve habersiz olan kalbin duasına icabet etmez.”
    30. Resulullah (s.a.a): “Kalbiniz yumuşadığında dua etmeyi ganimet bilin. Şüphesiz ki kalp yumuşaklığı rahmettir.”
    31. İmam Sadık (a.s): “Şüphesiz Allah, katı olan kalbin duasına icabet etmez.”
    32. İmam Sadık (a.s): “Sizden birisi kalbi yumuşayınca dua etsin. Şüphesiz kalp halis olmadıkça yumuşamaz.”
    İcabetin Engelleri[8]
    a) Günah
    33. İmam Bakır (a.s): “Şüphesiz kul Allah’tan bir hacet dilerse, Allah da yakın gelecekte ve biraz ertelemeyle o hacetini giderir. Ama kul sonradan günaha duçar olursa, Allah Tebarek ve Teala meleğe şöyle der: “Onun hacetini giderme ve onu mahrum kıl. Zira o kendini benim gazabıma maruz bıraktı ve benden taraf mahrumiyete müstahak oldu.”
    b) Zulüm
    34. İmam Ali (a.s): “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah İsa b. Meryem’e (a.s) şöyle vahyetti: “İsrailoğullarının önde gelenlerine şöyle de: “Ben sizlerden boynunda kul hakkı olan hiç kimsenin duasına icabet etmem.”
    35. İmam Sadık (a.s): “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah şöyle buyuruyor: “İzzetim ve celalime andolsun ki bir mazlum kendisine zulmedilen bir hak hususunda bana dua eder de, kendisi de aynı zulmü başkasına işlerse, asla kendisine icabet etmem.”
    c) Duanın İlahi Hikmetle Uyumsuzluğu
    36. İmam Ali (a.s): “Şüphesiz münezzeh olan Allah’ın keremi, hikmetiyle çelişmez. Bu yüzden her dua müstecap olmaz.”[9]
    Dua Etmenin Adabı
    1) Besmele
    37. Resulullah (s.a.a): “Bismillahirrahmanirrahim ile başlayan dua reddedilmez.”
    2) Allah’ı Övmek
    38. Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz başında övgü olmayan her dua kısırdır.”
    3) Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine Salâvat Göndermek
    39. İmam Sadık (a.s): “Dua, Muhammed’e ve Al-i Muhammed’e salâvat gönderilmedikçe örtülüdür.”
    40. İmam Sadık (a.s): “Herkim aziz ve celil olan Allah’tan bir ihtiyacını dilemek isterse, Muhammed’e ve Ehl-i Beytine salavat göndermekle başlasın. Sonra Allah’tan hacetini dilesin. Sonunda da Muhammed’e ve Ehl-i Beytine salavat göndersin. Zira aziz ve celil olan Allah, duanın başını ve sonunu kabul ettiği halde ortasını terk etmekten daha yücedir. Zira Muhammed’e ve Ali’ne gönderilen salâvat örtülü kalmaz.”
    4) Salihleri Şefaatçi Kılmak
    41. İmam Kazım (a.s): “Allah’tan bir ihtiyacını dilemek istediğinde şöyle de: “Allah’ım! Ben senden Muhammed ve Ali’nin hakkı için diliyorum. Şüphesiz onların senin nezdinde bir makamı vardır.”
    5) Günahını İtiraf Etmek
    42. İmam Sadık (a.s): “Duada önce övmek, sonra günahını itiraf etmek ve sonra da icabet edilmesini istemek gerekir.”
    6) Yalvarıp Yakarmak
    43. Bihar’ul-Envar’da şöyle yer almıştır: “Allah-u Teala İsa’ya (a.s) şöyle öğüt vermiştir: “Ey İsa! Bana üzgün ve kurtarıcısı olmayan, boğulmak üzere olan birisi gibi dua et… Bana sadece horluk, yalvarıp yakarmak ve ihlas üzere dua et. Bana böyle dua edersen ben de icabet ederim.”
    44. İmam Hüseyin (a.s): “Allah’ın Resulü (s.a.a) yalvarıp yakarma ve dua anında, yiyecek bir şey isteyen bir sefil gibi dua ediyor ve ellerini yukarı kaldırıyordu.”
    7) İki Rekat Namaz Kılmak
    45. İmam Sadık (a.s): “Herkim doğru dürüst abdest alır, iki rekat namaz kılar, rüku ve secdelerini kamil bir şekilde yerine getirir, sonra selam verir, aziz ve celil olan Allah’ı ve Allah’ın Resulü’nü över ve ardından hacetini dilerse, şüphesiz yerinde dilemiş olur. Herkim de yerinde hayrı talep ederse, ümitsiz geri dönmez.”
    8) İstediğini Çok Görmemek
    46. Resulullah (s.a.a): “Allah’tan isteyin ve çok isteyin. Zira Allah için hiçbir şey büyük/çok değildir.”
    47. İmam Bakır (a.s): “Hiçbir isteği çok görmeyin. Zira Allah nezdinde olanlar takdir ettiğinizden daha çoktur.”
    9) İsteklerde Yüce Himmet Sahibi Olmak
    48. İmam Ali (a.s), oğlu Hasan’a (a.s) vasiyetinde şöyle buyurmuştur: “Kendin için güzelliği kalacak ve vebali yok olacak olan şeyi dilemelisin. Mal ve servet senin için kalmaz ve sen de onun için baki kalmazsın.”
    49. İmam Sadık (a.s), İsrail oğullarından yaşlı kadının Musa’dan (a.s) istediği şey hakkında şöyle buyurmuştur: “O yaşlı kadın şöyle dedi: “Benim için bir kaç şey yapmadan bu işi yapmayacağım: Ayaklarımı hızlı yürütmeli, gözlerimi geri vermeli, gençliğimi iade etmeli ve bana kendinle cennette yer vermelisin.”
    10) Herkes İçin Dua Etmek
    50. Resulullah (s.a.a): “Sizden biri dua edince herkes için dua etsin. Zira bu dua icabete daha yakındır. Herkim kendisine dua etmeden önce kardeşlerinden kırk kişi için dua ederse, o dua hem onlar, hem de kendisi hakkında müstecap olur.”
    11) Gizli Dua
    51. Resulullah (s.a.a): “Gizli yapılan bir dua, açık yapılan yetmiş duaya denktir.”
    12) Toplu Dua
    52. İmam Sadık (a.s): “Kırk kişi bir araya gelir ve herhangi bir şey hakkında Allah’a dua ederlerse, mutlaka icabet edildiği bir halde ayrılırlar.”
    13) İcabet Hakkında Hüsnü Zan İçinde Olmak
    53. Resulullah (s.a.a): “İcabet edileceğine yakin ettiğiniz bir halde Allah’a dua edin.”
    54. İmam Sadık (a.s): “Dua ettiğinde icabetinin kapıda olduğunu zannet.”
    14) Uygun Bir Zaman Seçmek
    55. Resulullah (s.a.a): “Aziz ve celil olan Allah’a dua edeceğiniz en hayırlı vakit seher vakitleridir.” Daha sonra Yakub’un (a.s) sözünü nakleden şu ayeti okudu: “Yakında sizler için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.” Allah Resulü daha sonra şöyle buyurdu: “Onlar için duayı seher vaktine bıraktı.”
    56. İmam Sadık (a.s): “Üç vakitte dualar Allah’tan örtülü kalmaz: Bir farz yerine getirilince, yağmur yağdığı zaman ve yeryüzünde Allah’ın bir mucizesi ortaya çıktığı zaman.”
    15) Israr
    57. Resulullah (s.a.a): “Aziz ve celil olan Allah’tan hacetini dileyen ve icabet olsun veya olmasın dualarında ısrar eden kula Allah rahmet etsin.”
    58. İmam Bakır (a.s): “Allah’a yemin olsun ki mümin kul aziz ve celil olan Allah’tan hacetini dilemekte ısrar ederse, mutlaka haceti giderilir.”
    Duası Kabul Olan Kimse[10]
    59. İmam Hasan (a.s): “Kalbinde Allah’ın rızasından başka hiçbir istek olmayan kimseye, Allah’tan istediği her şeye icabet edileceği konusunda garanti veriyorum.”
    60. İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s): “Herkim herhangi bir şey hususunda insanlara ümit bağlamaz ve tüm işlerini aziz ve celil olan Allah’a havale ederse, aziz ve celil olan Allah onun tüm hacetlerine icabet eder.”
    61. Resulullah (s.a.a): “Babanın bedduasından sakının. Şüphesiz babanın bedduası kılıçtan daha keskindir.”
    62. Resulullah (s.a.a): “Ümmetimin çocuklarının duası, günahlara bulaşmadıkça müstecap olur.”
    63. İmam Hasan (a.s): “Kur’ân okuyan kimsenin duası er veya geç kabul olur.”
    Müstecap Olmayan Dualar
    64. Resulullah (s.a.a): “Ben Allah’tan, dostun dostu hakkında ettiği bedduayı müstecap etmemesini istedim.”
    65. İmam Sadık (a.s): “Dört kişinin duası müstecap olmaz:
    1- Evinde oturduğu halde “Allah’ım! Bana rızık ver” diyen kimsenin duası. Kendisine şöyle denir: “Sana rızık talep etmeni emretmedim mi?”
    2- Karısına beddua eden erkeğin bedduası. Ona da şöyle denir: “Onun işini sana havale etmedim mi?”
    3- Malı olup da heder eden ve “Allah’ım! Bana rızık ver” diyen kimsenin duası. Ona da şöyle denir: “Sana iktisatlı olmanı emretmedim mi?”
    4- Hiçbir belge ve delil olmaksızın birine borç veren kimsenin duası... Allah ona şöyle buyurur: “Sana şahit tutmanı emretmedim mi?”
    Duanın İcabetinin Erteleniş Sebebi
    66. İmam Ali (a.s): “Duanın icabetinin ertelenişi seni ümitsiz kılmasın. Zira Allah’ın bağışlaması, niyetine bağlıdır. Bazen bir duanın icabeti ertelenir ki bu vesileyle dileyene daha büyük bir mükâfat ve ümitvar olana daha çok bağışta bulunulsun. Nice şey istersin de sana verilmez. Ama er veya geç ondan daha iyisi sana verilir. Veya hayır ve maslahat açısından senden esirgenir. Nice istekler karşılandığı takdirde dininin helakine sebep olur.”[11]
    Dua Tesirsiz Değildir
    Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz Rabbiniz haya ve kerem sahibidir. Kulu kendisine elini uzattığı halde onu boş olarak döndürmekten hayâ eder.”[12]
    İmam Zeyn’ul Abidin (a.s): “Müminin duası üç halet dışında değildir: Ya kendisi için biriktirilir, ya dünyada karşılanır, ya da kendisine çatacak olan belayı ondan defeder.”[13]
    İmam Sadık (a.s): “Mümin ahiretin güzel sevabını görünce dünyada hiç bir duasının müstecap olmamasını arzular.”[14]



    Gurer’ul-Hikem’den

    1- “Dua evliyanın silahıdır.”
    2- “İnsanların en acizi, duadan aciz olan kimsedir.”
    3- “Şüphesiz münezzeh olan Allah’ın keremi hikmetini bozmaz. Bu yüzden her dua kabul görmez.”
    4- “Şüphesiz münezzeh olan Allah’ın kahırları ve azapları vardır. Sizlere indiğinde onu dua ile def ediniz. Şüphesiz belayı sadece dua savar.”
    5- “Dua ile belalar def edilir.”
    6- “Müminin silahı duadır.”
    7- “İhlâs ile dua et. Şüphesiz bu icabete en layık olandır.”
    8- “Allah’ın kapısını çalana, kapı açılır.”
    9- “Kendisine dua verilen icabetten mahrum olmaz.”
    10- “Her dua müstecab olmaz.”
    11- “Allah’a dua edene Allah cevap verir.”
    12- “Bela ve musibeti şiddetlenen kimse beladan güvende olan afiyetteki kimseden duaya daha muhtaç değildir.”
    13- “Dua güzel bir silahtır.”
    14- “Duanın icabetinin ertelenmesi seni ümitsizliğe düşürmesin. Şüphesiz ihsan niyet ölçüsüncedir. Bazen isteyenin sevabı büyüsün ve veren kimsenin ihsanı çoğalsın diye icabet ertelenir.”
    15- “Yolunu günahlarınla kapadığın halde duanın icabetini geç sayma.”




    İBRETLİ ÖYKÜLER

    1- Neden Dualarımız Kabul Olmuyor

    Emir’ul-Müminin Hz. Ali (a.s) bir Cuma günü Kufe’de çok güzel bir konuşma yaptı. Konuşmasının sonunda şöyle buyurdular:
    “Ey millet! Şu yedi büyük musibetten Allah’a sığınmamız gerekir:
    1- Âlimin sürçmesinden.
    2- Abidin ibadetten usanmasından.
    3- Müminin muhtaç olmasından.
    4- Eminin hıyanet etmesinden.
    5- Zenginin fakir olmasından.
    6- Azizin zelil bir duruma düşmesinden.
    7- Fakirin hasta olmasından.”
    Bu esnada bir adam ayağa kalkarak şöyle dedi: “Doğru buyurdunuz ey Emir’ul-Muminin! Biz saptığımızda sen kıblemizsin, karanlıkta kaldığımızda sen nursun. Allah Teala'nın: “Ud’unî estecib lekum” (Bana dua edin size icabet edeyim)[15] diye buyurmuş olduğu sözü hakkında senden soru sormak istiyorum. Allah-u Teala’nın böyle buyurmasına rağmen neden duamız kabul olmuyor?”
    Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle buyurdular:
    “Dualarınızın kabul olmamasının sebebi, kalplerinizin sekiz şey hususunda hiyanet etmesinden dolayıdır:
    Birincisi: Siz Allah’ı tanıdınız fakat size farz kıldığı şekilde hakkını eda etmediniz. Bu yüzden bu tanıyış size bir şeyi kazandırmadı.
    İkincisi: Siz Allah’ın Peygamberine iman ettiniz ama onun sünnetine karşı çıktınız ve şeriatini öldürdünüz. O halde imanınızın neticesi nerede kaldı! (Yok olup gitti.)
    Üçüncüsü: Allah’ın size nazil etmiş olduğu kitabı (Kur’an’ı) okudunuz fakat onunla amel etmediniz; Kur’an’ı canı gönülden kabul ettik ve ona uyacağız dediniz ama ona muhalefet ettiniz.
    Dördüncüsü: Biz cehennem ateşinden korkuyoruz dediniz, o halde korkunuz nerede kaldı?!
    Beşincisi: Cennete rağbet etmekteyiz, dediniz. Ama her an sizi ondan uzaklaştırmakta olan şeyleri yapıyorsunuz; o halde cennete olan rağbet ve iştiyakınız nerede kaldı?!
    Altıncısı: Siz Allah’ın nimetini yediniz. Ama o nimete karşı Allah’a şükür etmediniz.
    Yedincisi: Allah-u Teala sizi şeytanla düşman olmaya emretti ve buyurdu ki: “Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır; o halde ona düşman kesilin.” Ama siz dilde onunla düşmanlık ettiniz, amelde ise muhalefet etmeksizin onu dost edindiniz (ona uydunuz).
    Sekizincisi: Siz halkın kusurlarını gözlerinizin önüne diktiniz. Ama kendi ayıplarınızı attınız (onları görmezlikten geldiniz) ve kınanmaya kendisinden daha layık olduğunuz kimseyi kınamaya kalkıştınız. Bununla birlikte hangi dua sizin için kabul olabilir! Oysa siz duanın kapı ve yollarını kapadınız. O halde Allah’tan korkun, amellerinizi düzeltin, biatinizi halis edin, iyiliğe emredin, kötülükten sakındırın. Bunları yaptığınız takdirde Allah-u Teala duanızı kabul eder.”[16]
    2- Dua Ve İnfakın Kabul Olma Şartları

    Bir şahıs İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak şöyle dedi: Kur’an’ı Kerim’de tevilini bilmediğim iki ayet vardır.
    İmam (a.s): “Hangi ayetlerdir?”
    — Biri; “Beni çağırın (dua edin) size icabet edeyim”[17]ayetidir. Oysa ben Allah’ı çağırmama rağmen duam kabul olmuyor.
    — Allah’ın, vaadine aykırı hareket ettiğini mi sanıyorsun?
    — Hayır!
    — Öyleyse ne demek istiyorsun?
    — Bilmiyorum.
    — Diğer ayet hangisidir?
    — Neyi infak ederseniz, Allah onun yerine bir başkasını verir”[18]ayetidir.
    — Allah’ı vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?
    — Hayır!
    — Öyleyse ne demek istiyorsun?
    — Bilmiyorum.
    — İnşaallah bu konuyu sana açıklayacağım. Eğer Allah’ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra O’nu çağırsaydın sana icabet ederdi. Ama sen Allah’a muhalefet ve isyan etmektesin, o da sana icabet etmiyor.
    İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin doldurmadığı sözüne gelince; eğer helal yolla kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın, bir dirhem bile olsaydı Allah onun yerine bir başkasını verirdi. Eğer O’nu dua metoduyla çağırsaydın, günahkâr bile olsaydın yine sana icabet ederdi.
    — Dua metodu nedir?
    — Farzı eda ettiğinde Allah’ı ulularsın, ta’zim edersin ve edebildiğin kadar O’nu methedersin, Peygamber (s.a.a)’e salât gönderirsin, O’na çokça salât gönderirsin, risaletini tebliğ ettiğine şehadet edersin, hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah’a hamd-u sena, hidayet İmamlarına salât ve selamdan sonra Allah’ın sana iyiliklerini, güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği nimetlerini, sana yaptığı güzel işlerini hatırlayarak bunlara karşı Allah’a hamd ve şükredersin. Daha sonra hatırladığın günahlarına bir bir ve hatırlamadığın günahlarına ise genel olarak itiraf edersin. Bütün günahlarından Allah’a tövbe ederek, tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O günahlardan pişmanlık duyarak doğru bir niyet, korku ve ümitle Allah’tan bağışlanma diler ve şunları söylersin:
    “Allah’ım! Ben günahlarımdan dolayı senden özür ve bağışlanma diliyorum, sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlendirmediğin halde senin itaatinden birine ulaşan, onu yapmaya muvaffak olan hiç kimseyi görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızvanına ve cennetine ulaşayım.”[19]
    Daha sonra hacetlerini iste. Ümit ederim ki, Allah seni mahrum etmez inşaallah.
    3- Gece Karanlığında Allah’a Yakarış

    Ebu Derda şöyle diyor:
    Karanlık gecelerden birinde, Medine’de Ben-i Neccar hurmalıkları arasından geçiyordum. O esnada hüzün dolu bir gamlı ve inilti kulağıma ilişti. Sese yaklaştığımda gecenin karanlığında kuytu bir köşede birisinin Allah Teala’ya şöyle münacat ettiğini duydum:
    “İlahî! Nice helak edici günahlarıma karşı, hilimli davranarak beni ansızın cezalandırmadın; nice suçlarımın üzerini örterek lütuf ve kereminle onları aşikâr etmedin. İlahi! Gerçi ömrüm sana isyan etmekle geçmiş ve günahlarım amel defterimi doldurmuştur; ama benim ümidim, senin mağfiret ve hoşnutluğundan başka bir şey değildir.”
    Bu kalp okşayıcı, etkileyici ses, beni öylesine kendisine cezp etti ki elimde olmaksızın o sese doğru hareket ettim, aniden gözüm Ali bin Ebi Talib’e ilişti. O Hazretin dua ve münacatına mani olmamak ve o yakarıştan mahrum kalmamak için ağaçların arasına saklandım.
    Ali bin Ebi Talip, o ıssız karanlık gecede iki rekât namaz kıldı, sonra en içiten dualarla hüzün dolu gözyaşlarını dökerek yakarışını sürdürdü.
    Hz. Ali (a.s)’ın münacatlarından biri de şu idi:
    “Ey Rabbim! Senin affını düşündüğümde, günahlarım küçük geliyor; senin şiddetli azabını düşündüğümde ise musibetim büyüyor.”
    Daha sonra duasına şöyle devam etti:
    “Âh! Amel defterimde benim unuttuğum ama senin kaydettiğin günahları okumuş olursam o zaman ‘Onu tutun’ diye emredeceksin. Yakalanıp da ailesi kendisini kurtaramadığı, kabilesinin kendisine bir fayda sağlayamadığı ve meleklerin kendisine merhamet etmediği kimsenin vay haline!”
    Daha sonra duasını şöyle sürdürdü:
    “Ciğer ve böbrekleri yakan, organları birbirinden ayıran ateşten dolayı vay halimize! Cehennemin şiddetli yakıcı alevinden dolayı eyvah!”
    Ebu Derda sözünün devamında şöyle diyor:
    Hz. Ali (a.s) yine şiddetle ağladı, bir müddet sonra ondan artık bir ses duyulmuyordu, hiçbir hareket ve kımıldama da görülmüyordu. Kendi kendime şöyle dedim: “Gece uyumadığından dolayı kesinlikle uykuya dalmıştır.” Şafağın sökmesi yaklaştı, onu namaz için uyandırmak istedim. Bundan dolayı onun yanına gittim, yanına varır varmaz onu, kuru bir ağaç gibi yere düşmüş olduğunu gördüm. Hareket ettirdim, hareket etmedi; seslendim cevap vermedi. Bu durumu görünce; “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” dedim.
    Ebu Derda sözünün devamında şöyle diyor:
    Ben suretle Hz. Ali’nin (a.s) evine doğru koştum, Hazretin durumunu onlara bildirdim.
    Fatıma (a.s) şöyle dedi: “Ebu Derda! Olay nedir?”
    Ben Hz. Ali’nin durumunu onlara anlattım. Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu:
    “Ebu Derda! Allah’a and olsun ki, o baygınlıktır; Allah korkusuyla kendisinden geçmiştir.”
    Daha sonra bir kap suyla Hz. Ali’nin yanına döndük, O Hazretin yüzüne su serptik, böylece kendisine geldi, gözlerini açtı, benim şiddetle ağladığımı görünce bana bakarak şöyle buyurdu: “Ebu Derda! Neden ağlıyorsun?”
    Cevaben dedim ki: “Kendine yakıştırdığın şeyden dolayı ağlıyorum.”
    Buyurdular ki: “Ey Ebu Derda! Beni hesaba götürdüklerinde, günahkârlar azaba yakin ettiklerinde, katı yürekli melek ve cehennem zebanileri (görevlileri) beni kuşattıklarında, Kahhar Allah’ın huzurunda durduğumda, dostlar beni ilahi emre teslim ettiklerinde ve dünya ehli halime acıdıklarında durumun nasıl olacak? Elbette sen, her gizli ve saklı şeyleri bilen bir Allah’ın karşısında yer aldığımda bana herkesten daha çok acıyacaksın.” [20]
    4- Babanın Bedduası

    İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor:
    “Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Ka’be’yi tavaf ediyorduk. Ka’be’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergâhına yünelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”
    Babam bana şöyle buyuru: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergâhına sığınan, kırık kalple pişmanlık gözyaşı döken günahkâr bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma getir.”
    İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam ediyor: Gecenin karanlığında Ka’be’nin etrafını gezdim, o adamı rükünle makam arasında namaz halinde buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul- Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise giymiş, yakışıklı bir genç olduğunu görerek şöyle buyurdu:
    “Sen kimsin?”
    Genç: “Ben bir arabım.”
    Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden öyle yakıcı bir şekilde ağlıyorsun?”
    Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası yaşandımın temellerini sarstı, sağlık ve huzurumu elimden aldı.”
    Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”
    Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu. Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı. Bana her ne kadar nasihat etseydi, sözlerini dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu azarlıyordum, sövüyordum, bazen de dövüyordum.
    Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu alıp harcamak için o paraya doğru gittim. Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten yerden kalkamadı. Paraları alıp işime gittim. O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu görüp Allah’ın evine (Ka’be’ye) giderek bana beddua edeceğine dair yemin etti.
    Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı. Daha sonra yolculuk için hazırlığını tamamlayıp Ka’be’ye yani buraya doğru hareket etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra Ka’be’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.
    Allah’a and olsun ki! Bedduası sana ermeden, bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti) elimden alınmış oldu.”
    Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç sözlerinin devamında şöyle dedi:
    “Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın yanına giderek özür diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Ka’be’ye giderek bana beddua ettiği yerde benin için hayır dua etmesini ısrarla istedim.
    Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti. Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak) uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam taşların üzerine düştü, düşür düşmez de can verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim. Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.
    Emir’ul- Muminin (a.s), gencin bu dertli hikâyesini duyduktan sonra şöyle buyurdular: “Senin feryadına koşacak olan, şimdi yetişmiştir; Resululah (s.a.a)’den duymuş olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde Allah’ın ism-i a’zamı olan bu duayı kim okursa, Allah Teala onun duasını kabul eder; gam, üzüntü, hastalık ve fakirlik onun yaşandısından uzaklaşır, günahları ise bağışlanmış olur...” [21]
    İmam Hüseyin (a.s), sözünün devamında şöyle buyuruyor:
    Genç duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.
    Genç şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki, Allah’ın ism-i a’zamı bu duadadır. Allah’a and olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”
    Emir’ul- Muminin (a.s) ondan, nasıl şifa bulduğunu açıklamasını istedi.
    Genç şöyle dedi: “Zilhiccenin onuncu gecesinde, karanlık her tarafı sardığı herkesin uykuya daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın dergâhına yakararak gözyaşı döktüm. Kısa bir süre uyudum; uykuda Resulullah (s.a.a)’i gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle buyurdu:
    “Alah’ın ism-i a’zemı hürmetine sağ- salim ol ve güzel bir yaşandın olsun.”
    İkinci kez olarak gözlerim uykuya dalınca şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç! Kalk artık. Allah’ın ism-i azamı ile yakardın ve duan kabul oldu.”
    Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim gördüm.[22]
    5- Annenin Bedduası!

    İmam Bakır (a.s)’dan şöyle nakl edilmiştir:
    “Ben-i İsrail arasında Cureyh isminde bir abit vardı, o sürekli olarak mabette ibadet yapıyordu. Bir gün annesi mabede gelip onu çağırdı. O ibadetle meşgul olduğundan dolayı annesine cevap vermedi. Annesi cevap alamayınca eve geri döndü.
    Bir saat sonra tekrar mabede gidip Cureyh’i çağırdı, Cureyh yine de annesinin sözüne itina etmedi. Annesi üçüncü kez yine mabede gelip onu çağırdı, yine bir cevap alamadı.
    Oğlun bu tavrından dolayı annenin kalbi kırılıp ona beddua etti.
    Ertesi gün hamile olan fahişe bir kadın onun yanına geldi, orada doğum sancısı tutarak bir çocuk dünyaya getirdi. O çocuğu Cureyh’in yanına bırakarak o veledüzzina çocuğun o abidin çocuğu olduğunu iddia etti.
    Bu mevzu yayılıp dillere düştü. Halk birbirine şöyle diyordu: "Halkı zina yapmaktan nehy eden ve onları kınayan bir kimsenin şimdi kendisi zina yapmıştır."
    Abidin zina yapma söylentisi o zamanın şahının kulağına yetişti. Şah abidin idam edilmesini emretti. Abidin idamı için halk toplandığında annesi gelip onu o şekilde rüsva görünce rahatsızlığından yüzünü tırmalayıp ağladı.
    Cureyh annesine bakıp şöyle dedi:
    “Anne sus! Senin bedduan beni buraya çıkarmıştır; oysa ben suçsuzum.”
    Halk Cureyh’in bu sözünü duyunca ona şöyle dediler:
    “Sana isnat edilen şeyin yalan olduğunu sabit etmedikçe biz bu sözü (suçsuz olmanı) senden kabul etmeyiz.”
    Bu esnada annesi kendisinden razı olan abit şöyle dedi: “Bana isnat edilen çocuğu benim yanıma getirin!”
    Çocuğu abidin yanına getirdiklerinde çocuk açık bir ifadeyle; “Benim babam filan çobandır” dedi.
    Böylece Allah-u Teala, annesi ondan razı olduktan sonra onun yok olan haysiyetini geri çevirdi ve halkın Cureyh’e isnat ettikleri iftirayı temizledi.
    Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin etti.[23]
    6- Hz. Fatime (a.s)’ın Bedduasının Kabul Olması

    İki eli, iki ayağı kesilmiş ve her iki gözü de çıkmış olan bir adam; “Allah’ım beni ateşten koru!” diye feryat ediyordu.
    Bir şahıs ona; “Senin için bir ceza kalmadığı halde yine de Allah’ın seni ateşten korumasını mı istiyorsun? dediğinde o adam şöyle dedi:
    Ben Kerbela’da idim, İmam Hüseyin öldürüldüğünde, onun üzerinde değerli bir şalvar ve kuşağın olduğunu gördüm, bütün elbiseleri yağmalanmıştı, sadece üzerinde bir şalvar kalmıştı.
    Hüseyin’in (a.s) bedenine doğru yaklaştım, o kuşağı açmak istediğimde, elini kaldırıp onun üzerine koydu! Elini kenara itemedim, bu yüzden elini kestim. Yine o kuşağı açmak istediğimde bu defa sol elini o kuşağın üzerine koydu! Her ne yaptımsa elini onun üzerinden kaldıramadım. Bundan dolayı sol elini de kestim! Yine de o kuşağı açmak istedim, bu anda zelzelenin korkutucu sesini duydum! Korkarak kenara çekildim, geceleyin şehitlerin parça-parça olan bedenlerinin kenarında yattım.
    Uyku âleminde güya Hz. Muhammed (s.a.a)’in Hz. Ali ve Fatime (a.s) ile gelip İmam Hüseyin’i öptüğünü gördüm.
    Hz. Peygamber; “Oğlum seni öldürdüler mi? Allah da seni bu hale sokanları öldürsün!” buyurdu.
    İmam Hüseyin; “Beni Şimr öldürdü, burada yatan bu şahıs da benim ellerimi kesti.” dedi.
    Fatime (a.s) da bana bakıp şöyle dedi: “Allah el ve ayaklarını kessin, gözlerini çıkarsın ve seni ateşe soksun!”
    Uykudan uyandım, el ve ayaklarımın kesildiğini ve kör olduğumu anladım. Fatime’nin (a.s) üç duası kabul olmuştur, ama dördüncüsü (ateşe atılmak) halen duruyor. İşte bundan dolayı; “Allah’ım beni ateşten koru!” diye dua ediyorum.[24]
    7- Boşuna Giden Üç Dua

    Allah Teala, İsrail peygamberlerinden birine; “senin ümmetinden bir kişinin üç duası kabuldur” diye vahyetti. Peygamber, o adamı bu meseleden haberdar etti. Adam hanımının yanına giderek meseleyi ona nakletti. Kadım, o dualardan birini onun hakkında uygulamasını istedi. Kocasın da kabul etti.
    Bunun üzerine kadın kocasına; “Allah’tan, benim kadınların en güzeli olmamı iste” dedi. Kocası da dua etti; derken hanımı kendi zamanın en güzel kadını oldu. Çok geçmeksizin heva ve heves düşkünü şah ve kralların, zengin ve ayyaş gençlerin ilgilerini çekti.
    Kadın artık, yaşlı ve fakir kocasına itina etmiyordu, huzursuzluk çıkarıp eşine karşı kötü davranıyordu.
    Kocası bir müddet onunla geçinmeye çalıştı. Ama gün geçtikçe ahlakının kötüleştiğini ve artık tahammül edilmeyecek bir dereceye geldiğini görünce, Allah’tan onu köpek şekline sokmasını istedi, bu duası da kabul oldu... Bu ilginç maceradan dolayı o kadının çocukları, babalarının etrafında toplanarak “Halk bizi kınıyor, anneniz köpek olmuştur.” Diyorlar diyerek ağlamaya başladılar. Babalarının, annelerinin ilk şekline dönmesi için dua etmesini istediler. Babaları da dua ederek kadın ilk şekline girdi. İşte böylece, o adamın icabete erişen üç duası da boşuna gitti.[25]
    8- Nasıl Dua Etmeli?

    Bir kimse İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın huzurunda iken şöyle bir dua etti:
    “Allah’ım! Beni yaratıklarından hiçbirine muhtaç etme!”
    İmam (a.s) adamın böyle bir dua ettiğini görünce şöyle buyurdular:
    “Kesinlikle böyle bir dua etme! Çünkü başkasına muhtaç olmayacak hiçbir kimse yoktur; herkesin bir birine ihtiyacı vardır. Ama dua ederken şöyle de:
    “Allah’ım! Beni kötü kullarına muhtaç etme.” [26]
    9- Meleğin Duası

    Ravi şöyle diyor:
    Arafat amellerini tamamladığımda İbrahim bin Şuayb’la karşılaşarak selam verdim. İbrahim gözlerinden birini kaybetmişti; salim olan gözü de kan parçası gibi kıpkırmızı olmuştu.
    Dedim ki: “Bir gözün zayi olmuştur; Allah’a and olsun diğer gözünden de korkuyorum! Eğer ağlamaktan biraz sakınırsan iyi olur.”
    İbrahim: “Allah’a and olsun ki bugün, bir dua bile kendi hakkımda etmedim.”
    Dedim ki: “Öyleyse kimin hakkında dua ediyordun?”
    İbrahim: “Din kardeşlerim hakkında. Çünkü İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum:
    “Kim kardeşinin gıyabında onun için dua ederse, Allah Teala bir meleği; “Din kardeşin için istediğin şeyin iki katı da sana olsun” demesi için görevlendirir.”
    İşte bu yüzden, meleğin bana dua etmesi için din kardeşlerime dua etmek istedim. Çünkü kendi duamın kendim hakkında kabul olup olmayacağını bilmiyorum; ama meleğin benim hakkımda duasının kabul olacağına yakinim vardır.”[27]
    10- Amr B. Cumuh’un İlginç Duası

    Müslümanlar grup grup Uhud savaşı cephesine doğru koşuyorlardı. Ayağından sakat olan Amr bin Cumuh’un aslan gibi dört yiğit oğlu da Resulullah (s.a.a)’in kenarında yer alarak cepheye gitmek istiyorlardı. Amr bin Cumuh halkın savaş cephesine doğru akın yaptığını görünce heyecanlanarak savaşa katılmaya karar verdi. Bu yüzden savaş elbisesi giyerek Uhud’a doğru hareket etmeye başladı ve “Allah’ım, beni aileme geri döndürme!” dedi.
    Onun akrabalarından bazıları ona yetişerek onu aldığı karardan vazgeçirmeye çalışarak şöyle dediler: Sen bu yaşlılığın ve bu sakat ayağınla iyice savaşamazsın; Allah cihadı sana farz kılmamıştır. En iyisi Medine’de kalmandır. Savaş alanına dört yiğit çocuğunu göndermen senin için yeterlidir.
    Amr onların sözlerine cevaben şöyle dedi: Müslümanlar cihat meydanına giderek cenneti kazanmaları ve benim de sizin yanınızda oturarak o feyizden mahrum kalmam doğru mudur?”
    Her ne yaptılarsa, bu ilahî şahsı aldığı karardan vazgeçiremediler. Nihayet Peygamber (s.a.a)’in huzuruna vararak O’nun bu konudaki görüşünü almayı kararlaştırdılar.
    Resulullah (s.a.a)’in huzuruna geldiklerinde Amr şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben müslümanlarla birlikte savaşa katılmak ve şahadet feyzine erişmek istiyorum. Ama akrabalarım bana engel oluyorlar. Oysa ben bu sakat ayağımla cennete gitmek istiyorum.”
    Peygamber (s.a.a) ona: “Sen özürlüsün; bundan dolayı cihat sana farz değildir” buyurdular.
    Sonra onun akrabalarına dönerek şöyle buyurdular:
    “Gerçi cihat ona farz değildir. Ama siz onu cihattan alıkoymayınız ve onu kendi haline bırakınız. Allah Teala şahadet nimetini ona nasip edebilir.”
    Amr sevinerek Peygamber (s.a.a)’in huzurundan dışarı çıktı. Evine gelip bütün akrabalarıyla vedalaştı. Cepheye doğru hareket etmek istediğinde ellerini göğe kaldırarak: “Allah’ım, beni bu eve geri döndürme!” diye dua etti.
    Amr savaş alanına doğru hareket ederek orada bir oğluyla beraber şehit oldu.
    Savaş sona erdikten sonra Amr’ın hanımı “Hind” savaş alanına gelerek kocasının, Hallad ismindeki oğlunun ve Abdullah ismindeki kardeşinin cenazelerini bularak onları bir devenin üzerine bırakıp Baki mezarlığında defnetmek için Medine’ye doğru hareket etti. “Harre” denen yerin bitimine ulaştığında deve çökerek Medine’ye doğru hareket etmedi. Fakat Uhud’a doğru yöneldiğinde deve süratle hareket ediyordu. Bu olay birkaç defa tekrarlandı.
    Sonunda Amr’ın hanımı Hind, Resulullah (s.a.a)’in yanına dönerek durumu O’na anlattı.
    Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:
    “Deve memurdur! Kocan Uhud’a doğru giderken bir şey dedi mi; dua etti mi?”
    Kadın: “Evet”, “Uhud’a doğru hareket etmek istediğinde kıbleye dönerek şöyle dua etti: “Allah’ım, beni aileme geri çevirme, şahadet nimetini bana nasip et” dedi.
    Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Allah Teala onun duasını kabul etmiştir. İşte bundan dolayı deve onun cenazesini Medine’ye doğru taşımıyor.”
    Sonra Resulullah (s.a.a) ashabına dönerek şöyle buyurdular:
    “Sizin aranızda öyle şahıslar vardır ki, eğer Allah’a yemin ederlerse, Allah Teala mutlaka onlara lütufta bulunur ve Amr bin Cumuh da onlardan birisidir.”
    Daha sonra Resulullah (s.a.a) o üç şehidin kabirlerinde biraz durarak: “Ey Hind! Kocan, oğlun ve kardeşin cennette de böyle beraber olacaklardır” buyurdular.
    Hind de: “Ya Resulellah! Allah Teala’nın Beni de onlarla beraber haşretmesi için dua ediniz” dedi. Peygamber (s.a.a) de onun hakkında dua ettiler.[28]
    11- Temiz Dil Ve Temiz Kalpten Çıkan Duanın Kabul Olması

    Beni İsrail’de evladı olmayan bir adam vardı ve o Allah Teala’nın kendisine bir evlat vermesini çok istiyordu. Üç yıl dua etti ama bir netice alamadı. Allah Teala’nın onun duasını kabul etmediğini görünce şöyle dedi:
    “Allah’ım! Ben senden uzak mıyım ki duamı işitmiyorsun? Yoksa sen bana yakınsın da duamı kabul etmiyorsun?”
    Uykuda bir adam şöyle dedi:
    “Üç yıl Allah’ı, kötü bir dil, temiz olmayan bir kalp ve doğru olmayan bir niyetle çağırdığından dolayı duan kabul olunmadı. Duanın kabul olması için dilini çirkin sözlerden alıkoy; kalbini arıt ve niyetini güzelleştir.”
    O adam, uykuda kendisine denilen sözlere amel edince Allah Teala ona bir evlat verdi.[29]
    12- Cennetin Sekiz Kapısının Açılmasına Sebep Olan Dua

    Şeybet’ul-Huzulî isminde mümin bir adam Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben yaşlanmışım; namaz, oruç, hac ve cihad gibi yaptığım bir takım amelleri artık yapmaya kadir değilim. O halde bana yararlı olacak bir söz öğret ve vazifemi hafiflet.”
    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Çevrende bulunan tüm taş ve kesekler senin bu haline ağladılar. O halde sabah namazını kılıp bitirdiğinde (bu güçsüzlüğü telafi etmek için) on defa şöyle de: “Subhanellah’il-azim ve bihamdihi vela hâvle velâ kuvvete illa billah’il-aliyy’ il-azim.”[30]
    Allah-u Teâla bu vesileyle seni körlükten, cinnetten, cüzamdan (abraş hastalığından), fakirlikten ve yaşlılıktan kaynaklanan güçsüzlüklerden kurtarır.”
    Yaşlı adam: “Ya Resulellah! Bu, dünya içindir; ahiret için ne vardır?” dedi.
    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Her namazın ardından şöyle de: “Allahummehdini min indike ve efiz aleyye min fazlike venşur aleyye min rahmetike ve enzil aleyye min berekatike.”[31]
    Yaşlı adam bu sözleri aldıktan sonra gitti. Sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer bu yaşlı adam bu zikri sürekli söyler ve kasıtlı olarak onu terk etmezse, cennetin sekiz kapısı onun yüzüne açılır ve istediği kapıdan cennete girer.”[32]
    13- İmam (a.s)’ın Hermele Hakkındaki Bedduası

    Minhal şöyle diyor:
    Allah’ın evini ziyaret ettikten sonra Medine’ye döndüm. Medine’de İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın yanına vardım. İmam (a.s) konuşma esnasında bana hitaben: “Minhal! Hermele ne haldedir?” diye sordu.
    Ben de cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi” dedim.
    İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırarak onun hakkında üç defa şöyle dedi: “Allah’ım! Ateşin sıcaklığını Hermele’ye tattır!”
    Minhal sözünün devamında şöyle diyor:
    Ben Medine’den dönüp Kufe’ye vardığımda, Muhtar’ın kıyam ettiğini gördüm. Ben birkaç gün evde dostların gelip gitmesiyle meşgul olduktan sonra bir bineğe binerek Muhtar’ı görmeye gittim. Evin dışında Muhtar’la mülakat ettiğimde şöyle dedi: “Minhal! Neden hükümetimizin bayrağı altına gelmiyorsun ve neden bizimle yardımlaşmıyorsun?”
    Cevabında dedim ki: “Mekke’ye gitmiştim, şimdi sizin hizmetinizdeyim.”
    Daha sonra Muhtar’la birlikte hareket ettim, yol esnasında konuşmakla meşgul olduk. Nihayet Kufe’nin Kenase mahallesine yetiştik. Muhtar orada biraz durdu, sanki bir şeyi bekliyordu. Muhtar, Hermele’nin nereye sığındığından haberdar olmuştu. Birkaç memuru, onu yakalamak için gönderdi. Çok geçmeksizin bir grup adam koşarak gelip şöyle dediler:
    “Emir (komutan)! Müjde! Hermele yakalandı. Biraz sonra Hermele’yi getirdiler. Muhtar’ın gözü Hermele’ye ilişince şöyle dedi: “Allah’a şükürler olsun ki, beni sana musallat etti.”
    Sonra şöyle dedi: “Deve öldüren, deve öldüren getirin!”
    Deve öldüren satırı getirdiklerinde, Hermele’nin ellerinin kesilmesini emretti. Hemen Hermele’nin ellerini kestiler.
    Sonra şöyle dedi: “Onun iki ayaklarını da kesin.”
    Hermele’nin iki ayaklarını da kestiler.
    Sonra: “Ateş getirin! Ateş getirin!” diye bağırdı.
    Bir miktar kamış getirerek Hermele’yi o kamışların arasına bırakıp o kamışları yaktılar.
    Ben taaccüple: “Sübhanellah!” dedim.
    Muhtar bu sözü duyunca şöyle dedi: “Sübhanellah demek iyidir ama sen ne için bu zikri söyledin?”
    Cevabında şöyle dedim: “Emir! Ben Mekke’den dönerken Medine’de İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın huzuruna vardım, İmam (a.s) bana: “Hermele ne haldedir?” diye sordu. Ben de cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi” dedim. İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırdı ve Hermele hakkında beddua ederek üç kez şöyle dedi: “Allah’ım! Ateşin sıcaklığını Hermele’ye tattır.”
    Muhtar: “İmam Zeyn’ul-Abidin’in bu sözü buyurduğunu bizzat sen kendin mi duydun?” diye sordu.
    Cevabında: “Allah’a andolsun ki bu şekilde buyurduğunu duydum” dedim.
    Muhtar, bineğinden inerek iki rekât namaz kıldı ve secdeye kapandı. Daha sonra kalkarak bineğine bindi…[33]

    [1] - Furkan/77

    [2] - Gafir/60

    [3] - Kâfi, c. 2, s. 468

    [4] - Zumer/8

    [5] - Mekarim’ul-Ahlak, c. 2, s. 97

    [6] - Bakara/186

    [7] - Gurer’ul-Hikem, 8292. H.

    [8] - Müntahab-u Mizan’ul-Hikme, c. 1, s. 355

    [9] - Gurer’ul-Hikem, 3478. H.

    [10] - Müntahab-u Mizan’ul-Hikme, c. 1, s. 360

    [11] - Keşf’ul-Mehacce, s. 228

    [12] - Kenz’ul-Ummal, 3128

    [13] - Tuhef’ul-Ukul, 280

    [14] - El-Kafi, 2/491/9

    [15]- Mü’min / 60

    [16] - Bihar, c. 93, s. 376

    [17] - Mü’min / 60

    [18] - Sebe’ / 39

    [19] - Bihar’ul-Envar, c. 93, s. 319; Felah’us-Sâil, s. 38; Uddet-ud Daî, s. 16

    [20] - Bihar, c. 41, s. 11; c.87, s. 195.

    [21] - İmam (a.s)’ın ona öğrettiği dua, “Meşmul” adındaki meşhur bir duadır; merhum Şeyh Abbas-i Kummi, o duayı “Mefatih” kitabında nakl etmiştir.

    [22] - Bihar, c. 41, s. 225; c. 95, s. 295.

    [23] - Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 487.

    [24] - Bihar’ul- Envar, c. 45, s.311.

    [25] - Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 421, 427 ve c. 70, s, 244, 380.

    [26] - Bihar, c. 48, s. 135.

    [27] - Bihar, c. 48, s. 172.

    [28] - Bihar, C. 20, S. 130.

    [29] - Bihar, c. 93, s. 377.

    [30] - “Azim olan Allah (bütün noksan sıfatlardan münezzehtir), O’na hamd ediyorum, yüce ve azim olan Allah’ın gücü ve kudreti dışında bir güç ve kudret yoktur.”

    [31] - “Allah’ım! Beni kendi tarafından hidayet et, fazl ve ihsanından bana akıt, rahmetinden bana yay ve bereketinden bana indir.”

    [32] - Bihar, c. 86, s. 19

    [33] - Bihar, c. 45, s. 332
     

Sayfayı Paylaş