Peygamber Efendimizin Doğumu İle İlgili Hutbe VAAZ

Konusu 'Soru Cevaplar Bilgi Arşivi' forumundadır ve Ziyaretci1 tarafından 13 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Ziyaretci1

    Ziyaretci1 Guest

    Sponsorlu bağlantılar
    Peygamber Efendimizin Doğumu İle İlgili Hutbe VAAZ İSLAMSELİ Peygamber Efendimizin Doğumu İle İlgili Hutbe VAAZ
  2. Magrip

    Magrip Hizmet Nimettir. Yönetici

    Peygamber Efendimizin Doğumu İle İlgili Hutbe VAAZ İSLAMSELİ Peygamber Efendimizin Doğumu İle İlgili Hutbe VAAZ

    Kutlu doğum ile ilgili hutbeler
    Kutlu doğum haftası hutbe

    14-20 Nisan arası ülkemizde Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanmaktadır.

    Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) risaleti ile insanlık için yeni bir ufuk açılmıştır. Onun getirdiği esaslar ile beşeriyetin karşı karşıya kaldığı problemlere çözüm yolu gösterilmiş insanlığı içten içe kemiren şirk ve inançsızlık hastalığına, merhametsizlik ve bencilliğe şifa reçetesi sunulmuştur.

    Efendimiz Muhammed Mustafa insanlığın yaratılış gayesinden uzaklaştığı, maddecilik ve putperestliğin revaçta olduğu bir zamanda Peygamber oldu. O, getirdiği esaslarla “Cahiliye Devri” insanlarından, kıyamete kadar örnek gösterilecek ahlâk abidesi eşsiz bir toplum meydana getirdi.

    Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği dinin toplumda meydana getirdiği bu değişikliği, Hz. Ali’nin kardeşi Hz. Cafer, himayesine sığındıkları Habeşistan hükümdarının huzurunda şöyle dile getirmiştir:

    “Ey kral biz cahilce yaşayan bir kavim dik. Putlara ibadet eder, ölü eti yerdik. Çirkin işler yapardık. Akrabalarımızla ilgilenmezdik. Güçlülerimiz zayıflarımızın malını yerdi. Biz bu haldeyken Allah Teâlâ bize bir resul gönderdi. O bizdendir. Onun soyunu biliriz. Doğru söylediğine, dürüst, güvenilir ve iffetli olduğuna hepimiz şahidiz. O bizi Allah’a, O’nun birliğine davet ediyor. Atalarımızın Allah’tan başka tapındıkları taş parçalarına ibadet etmekten bizi men ediyor. Sadaka vermek ve oruç tutmak suretiyle bizi Allah’a ibadete yönlendiriyor. Bize doğru söylemeyi, emaneti korumayı, komşu hakkına riayet etmeyi, haramdan uzak durmayı, kan dökmemeyi, yalan şahitlikte bulunmamayı, yetim malı yememeyi, namuslu kadınlara iftira etmemeyi emrediyor. Bizde onu tasdik ettik.”[1]

    Aziz Cemaat!



    Hz. Peygamber’i (s.a.v.) tanımak ve ona tabi olmak Yüce Allah’ın biz kullarından kesin olarak istediği bir husustur. Hz. Muhammed (s.a.v) İslam’ın tam olarak anlaşılıp yaşanmasında hepimiz için en güzel örnektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kuşkusuz sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Resulullah çok güzel bir örnektir!”[2]

    Resul-ü Ekrem yaratılış ve ahlâk bakımından insanların en mükemmeliydi. Gayet mülayim ve mütevazı idi. Kimseye kötü söz söylememiş, kötü muamelede bulunmamıştır. Konuştuğu zaman dünya ve ahirete faydalı sözler söyler, lüzumsuz konuşmazdı. Herkesin haline göre muamele eder, kimsenin hatırını kırmazdı. Onunla sohbet eden, bir daha yanından ayrılmak istemezdi. Ahlâkı Kur’an ahlâkıydı. Yeme içme giyinme gibi ihtiyaçlarını çok sade ve zaruret miktarı ile giderirdi. Fakirleri gözetir, yetimleri kollar, hastaları ziyaret eder, insanların sevinç ve üzüntülerini paylaşırdı. Hutbemi onun insanlığa ışık tutan güzel öğütleriyle bitirmek istiyorum:

    “Müminlerin iman yönünden en olgunu ahlakı en üstün olandır.”[3]

    “İlim öğrenmek her müslümana farzdır.”[4]

    “Allah’a ve ahret gününe iman eden, komşusuna eziyet etmesin.”[5]

    “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmuş olamaz.”[6]

    “İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”[7]



    Arif KÜÇÜKBENLİ

    Hoca Hayri Efendi Merkez Camii Müezzin Kayyımı / BAYRAMPAŞA

    --------------------------------------------------------------------------------
    [1] İbn İshak, s. 195-196; İbn Hişâm, I, 336

    [2] Ahzab 33/21

    [3] Ebu Davud, Sünnet, 14

    [4] İbn Mace, Mukaddime, 17

    [5] Buhari, Edep, 21 ; Müslim; İman, 19

    [6] Tirmizi, Birr, 33

    [7] Müslim, İman 22

    Popularity: 24% [?]


    Hutbe: Kutlu Doğum

    Muhterem Müslümanlar!
    Allah Tealâ insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Bu hakikat, Kur’an-ı Kerim’ in bazı ayetlerinde şu şekilde dile getirilmiştir. “İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık”1; “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”2.

    İnsanların, imtihanda başarılı olmaları için, bir eğitici ve öğreticiye, sorumluluklarını bildiren ve açıklayan rehbere ihtiyaçları vardır. Allah Teala, bu ihtiyacı ise; peygamberler vasıtasıyla gidermiştir. Tarihin akışı içerisinde, insanlığın takındığı tutum ve davranışlara göre, sayısız peygamberler gönderilmiş; toplumları, doğru ve hak olana yöneltmek için tebliğ ve davette bulunmuşlardır. Kimi zaman peygamberlere kavimleri karşı çıkmış, buna bağlı olarak toplu olarak Allah tarafından cezalandırılmışlardır.
    Değerli Müminler!
    Bundan 14 asır önce peygamberlerin getirdiği öğretilerin bir değer olarak algılanmaktan vazgeçilmesi sonucu insanlık îtikadî ve ahlaki bir çöküş içerisine girmiş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başlamış, zina ve kumar yaygınlaşmış, güçsüzlerin ve yetimlerin ezilmesi adeta normal bir davranış haline gelmişti.
    İşte tam bu sırada Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'de Hz. Muhammed dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır.
    Zira, Hz. Muhammed, kendinden önceki Peygamberlerin yaptığı gibi Allah’ın emriyle insanlara, Allah’a, içinde yaşadıkları çevreye ve kendi nefislerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları tebliğ etmiş, anlatmış, öğretmiş ve uygulamalı olarak göstermiştir. Bu sayede, bunalım ve karanlık içerisinde olan insanlık derin bir nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur. Peygamberimizin doğumunu her yıl mevlit kandili olarak kutlamaktayız.
    Peygamberimizin doğumunu anmak, kasideler okumak, ilahiler söylemek, kandil simidi ve tatlılar dağıtmaktan ibaret olmamalıdır. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye; evrensel olan nübüvvetini, Allah’a olan tevekkül ve itimadını, Kur’ân’a dayanan yüce ahlakını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, fazilet ve cesaretini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri ve hayat biçimini anlamak, biz bunun neresindeyiz diye düşünmek, hatalarımızı gözden geçirme fırsatını yakalamaktır. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah’ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim “Habibim, de ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”3 âyeti, Allah’ı sevmenin peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir.
    Değerli Mü’minler!
    Günümüzde insana verilen değerin maddeye verilenden daha az olması, kişisel ve toplumsal menfaatler için, haksızca savaşların yapılması, üretilen teknolojik değerlerin insanlığın menfaatine sunulmaktan ziyade, çoğu zaman aleyhine kullanılmaya çalışılması, Peygamberimizin getirdiği ortak insanlık değerlerinden saptığımızın önemli bir göstergesidir. Günümüzde, Peygamberimizin öğretileri insanlığın bilgisine sunulduğu ilk günkü gibi durmaktadır. Bu değerleri kendimize düstur edindiğimiz sürece huzurlu bir toplum olabiliriz.
    Bu kutlu doğum vesilesi ile o muazzez peygamberi bir kez daha tanımaya, öğrenmeye ve tanıtmaya gayret edelim. Bütün saadetimizin bunda olduğunu asla unutmayalım.

Sayfayı Paylaş