Peygamberımızın anne baba sevgısı

Konusu 'Peygamberimizin (sav) Hayatından Öyküler' forumundadır ve mahzungarip tarafından 4 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. mahzungarip

    mahzungarip islamseli

    Sponsorlu bağlantılar
    PEYGAMBERIMIZIN ANNE BABA SEVGISI

    Dünyaya geldikten sonra ögrendigimiz ilk kelimelerden biri anne ise digeri babadir. Çünkü bizi onlar dünyaya getirdi.
    Canlarindan can, kanlarindan kan, sevgilerinden sevgi kattilar. Hayâti onlarla tanidik, onlardan ögrendik, onlarin
    sayesinde bugünlere geldik. Bizi onlar kadar içten, karsiliksiz ve ücretsiz seven bir baska insan yoktur. Onlarin varligi,
    insana varlik kattigi gibi, yokluklari da hiçbir zaman doldurulamaz ve yerleri hep bos kalir.
    Peygamber Efendimiz henüz dünyaya gelmeden önce babasini, dört yasinda bir çocukken de annesini kaybetmisti. Hem
    yetim, hem de öksüz büyümüstü. Yüce Allah onu annesiz babasiz birakmisti, ama kendi özel himayesine ve terbiyesi altina
    almisti. "Beni Rabbim yetistirdi ve egitti" diyordu.
    Onun kadar annebabanin hakkini ve degerini ögreten bir baskasi yoktur. Kur'ân'in ifadesiyle insan üzerinde Allah ve
    Resulünden sonra en çok hakki olan annebaba oldugu gibi, en çok sayilmasi ve sevilmesi gerekenler de onlardir.
    Rabbimiz, Peygamberimize hitaben annebaba hakkinin önemini söyle bildiriyor:
    "Rabbin sunu da emretti: Ondan baskasina ibadet etmeyin. Anne ve babaya da iyilikte bulunun. Onlardan
    biri veya her ikisi senin yaninda ihtiyarlik çagina erisecek olurlarsa onlara sakin 'Öf!' bile deme. Onlari azarlama, onlara
    güzel söz söyle.
    "Onlara merhamet ve tevazu kanadini ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasil onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, sen de
    onlara öylece merhamet buyur." (Isrâ Sûresi, 22-23.)
    Anne-babanin insan üzerindeki hakki bu sekilde açikça belli olmakla beraber daha genis ve kapsamli olarak
    Peygamberimizin ifadelerinde buluyoruz. Bu konudaki hadisleri birarada okuyunca meseleyi daha iyi kavramis olacagiz.
    Adamin biri Peygamber Efendimize geldi, söyle dedi: "Allah'tan sevap ve manevî karsilik beklemek niyetiyle cihat etmek
    ve hicret etmek üzerine sizinle biat etmeye geldim."
    Peygamber Efendimiz: "Anne-babandan birisi sag mi?" "Her ikisi de sagdir." "Allah'tan sevap ister misin?" "Evet, yâ
    Resulallah."
    "Öyle ise anne-babanin yanina dön, onlara hizmet et."
    Enes bin Mâlik anlatiyor:
    "Adamin biri Peygamber Efendimize geldi ve söyle dedi:
    "Ben cihada çikmak istiyorum, fakat gücüm yetmiyor."
    "Anne babandan hayatta kalan var mi?" "Evet, annem vardir."
    "Git annene hizmet et ve gönlünü al. Böyle yaparsan hem hac, hem umre, hem de cihat sevabini kazanirsin.
    • • •
    Abdullah bin Amr rivayet ediyor: Peygamber Efendimize bir adam geldi ve sordu: "Yâ Resulallah yurdumu terk ederek
    sizin emrinize girmeye geldim. Annemi-babami da aglayarak biraktim."
    Peygamber Efendimiz söyle buyurdu:
    "Öyle ise onlara dön, aglattigin gibi onlari güldür."
    • • •
    Abdullah bin Mes'ud anlatiyor: Peygamber Efendimize sordum: "Allah katinda en iyi amel nedir?" "Vaktinde kilinan
    namazdir." "Sonra hangisidir?" "Anne-babaya iyilik ve itaat etmektir." "Sonra hangisi?" "Allah yolunda cihattir."
    Hiçbir sekilde anne-baba ayirt edilmez, biri öbürüne tercih edilmez, birinin sevgisi digerinin önüne geçmez. Çünkü iki
    gözümüzden hangisini ötekinden üstün tutariz? Ancak Efendimizin hadislerine baktigimizda anne hakkinin baba hakkindan
    üç misli fazla oldugunu ögreniyoruz. Söyle ki:
    Ebû Hüreyre rivayet ediyor:
    Peygamber Efendimize bir kisi geldi ve sordu:
    "Yâ Resulallah, en çok kime iyilik ve ihsan etmeliyim?"
    "Annene." "Sonra kime?" "Annene." "Sonra kime?" "Annene." "Sonra kime?" "Sonra babana."
    Bu hadisten hiçbir sekilde babayi üçüncü plâna atma anlami çikmamali, ancak her zaman annenin öncelik tasidigi
    gerçegini de gözardi edemeyiz. Çünkü bazen insan farkinda olmadan annenin sefkatini ve karsiliksiz sevgisini anlayamiyor,
    istismar edebiliyor. Ayrica babaya nazaran anne kalbinin daha nazik ve ince oldugunu da unutmamalidir.
    Yine çogunlukla babanin agirligi insani mecburi saygiya yöneltiyor ve insan, ister istemez ondan çekiniyor, fakat anne öyle
    mi? Onu hep kendimize daha yakin, daha sicak ve daha samimi buluruz. Bazen olur, onun bu samimiyeti bizi saygisizliga
    sürükleyebilir, ona sert davranma gibi bir yanlisliga düsebiliriz. Bunun için Peygamberimiz bizi uyariyor, anne konusunda
    çok dikkat etmemizi tavsiye ediyor.
    Insan uzun süre annesiyle beraber kaldigi için zaman zaman aradaki insanî iliskilerde dikkatsizlik gösterme ihtimali de
    vardir. Oysa insanin, saygi gösterdigi insanlarin haklarina da riayet etmesi gerekiyor. Bu konudaki ölçüyü Peygamberimiz
    söyle hatirlatiyor:
    Ata bin Yesar rivayet ediyor:
    Peygamber Efendimize bir kisi söyle sordu:
    "Yâ Resulallah, annemin yanina girmek için kendisinden müsaade isteyeyim mi?"
    "Evet, izin al, öyle gir."
    "Fakat ayni evde oturuyoruz."
    "Olsun yine izin iste."
    "Ama yâ Resulallah hizmetini ben görüyorum."
    "Olsun yine izin almadan yanina girme. Onu çiplak olarak görmek ister misin?"
    "Asla yâ Resulallah."
    "O halde izin alarak gir."
    Dünyada hakki ödenemeyen bir insan varsa o da annedir. Çünkü annenin çocugu üzerinde o kadar degisik haklari var ki,
    bunlarin birisini ödemek bile mümkün degildir. Bu konuda güzel bir örnegi Hz. Büreyde'den ögreniyoruz.
    Adamin biri Peygamber Efendimize geldi, söyle dedi:
    "Yâ Resulallah, ben annemi sicak bir günde omuzuma alip iki fersah yol yürüdüm. Hava o kadar sicakti ki, eger bir et
    parçasi yere atilsa hemen piserdi. Acaba onun hakkini ödemis oldum mu?"
    Peygamber Efendimiz su cevabi verdi:
    "Senin bu hizmetin, onun bir dogum sancisini belki karsilar."
    Hemen hemen çogumuzun bildigi bir hadis vardir. Cennetin, analarin ayagi altinda olusudur. Bu husustaki hadisin metni
    söyledir:
    Bir adam Peygamberimize geldi ve;
    "Yâ Resulallah, savasa gitmek istiyorum, size danismaya geldim" dedi.
    Peygamber Efendimiz sordu: "Annen hayâtta mi?" "Evet."
    "Ondan ayrilma, çünkü Cennet onun ayaginin altindadir."
    Bu ifade bir mecazdir. Yoksa hiçbir annenin ayaginin altinda Cennet olmaz ve bulunmaz. Burada anlasilmasi gereken
    mana sudur: Insan annesine karsi çok mütevazi ve engingönüllü olmali, onun kalbini kazanmali, hatirini yikmamak,
    ayaginin altindaki toprak gibi olmalidir. Çünkü toprak tevazuun bir sembolüdür. Mevlânâ Hazretleri, "Tevazuda toprak
    gibi ol" derken bu manayi bize hatirlatiyor.
    Annenin ardindan iyilik, sevgi, saygi, itaat ve ilgilenme açisindan sirayi baba alir. Baba, hayâti boyunca hiçbir karsilik
    beklemeden çocugunu yetistirir, masrafa girer ve imkânlarini sarf eder. Bu arada baba da çocuktan tek bir sey bekler:
    Saygi.
    Bu meseleyi yine Peygamberimizden ögreniyoruz: Hazret-i Âise rivayet ediyor:
    "Bir gün Peygamber Efendimizin yanina bir adam geldi. Beraberinde yasli birisi vardi. Peygamber Efendimiz adama,
    "Bu ihtiyar kim?" diye sordu. Adam, "Babamdir" dedi. Peygamber Efendimiz:
    "Öyle ise önüne geçme, o oturmadan sen oturma. Onu adiyla çagirma ve ona kimseyi küfrettirme."
    Anne-baba insanin hem dünyasini, hem de âhiretini mutlu edecek veya alt üst edecek birer sebeptir. Bu önemli yönü
    hadisten su sekilde ögreniyoruz:
    Ebû Ümame anlatiyor: "Bir adam Peygamber Efendimize sordu: "Anne-babanin çocuklari üzerindeki hakki nedir?" "Onlar
    senin ya Cennetin ya da Cehennemindir." Yani anne-babaya gereken iyilik ve itaati gösteren insan, onlari seven, sayan ve
    basi üzerinde tutan çocuk mesut, mutlu ve huzurlu olacagi gibi; onlari üzen, kiran ve magdur eden çocuk da kendi eliyle
    hayâtini zehir ettigi gibi, âhiretini de yikmakta ve tehlikeye atmaktadir.
    Zaten anne-babaya karsi gelmek ve isyan etmek büyük bir günahtir. Hatta en büyük günahlar arasinda bulunmaktadir.
    Abdurrahman bin Ebî Bekir'in rivayetine göre, Peygamber Efendimiz bu günahi söyle bildiriyor:
    "Size en büyük günahlari bildireyim mi?"
    "Evet yâ Resulallah bildir."
    "Allah'a ortak kosmak, anne-babaya âsi olmaktir."
    Anne-babaya yapilan iyilik ve sayginin karsiligini insan dünyada iken pesin alabiliyor. Bu konuda Peygamberimizin
    müjdesi çok açiktir:
    "Rizkinin çogalmasini ve ömrünün uzamasini isteyen, anne-babasina iyilik ve ikramda bulunsun ve akrabalarini ziyaret
    etsin."
    Diger taraftan çocuk, günü gelince kendisi de anne baba olacak, çocuklarindan bir karsilik bekleyecek, yaptiginin
    karsiligini görecek, anne-babasina ne yapmissa aynisini kendi çocuklarindan görecektir. Peygamber Efendimiz söyle
    buyurdular: "Anne-babaniza iyilik edin ve ihsanda bulunun ki, çocuklariniz da size itaat etsin ve saygi göstersin."
    Bu konuda okuyucagimiz iki hadis ve hâdise anne-babaya isyanin ve itaatin dünyada iken pesin cezasini ve mükâfatini
    göstermesi bakimindan hiç gözümüzün önünden gitmeyecek derecede hayatî önem tasimaktadir:
    Abdullah bin Ebî Evfâ anlatiyor:
    Peygamberimizin huzurunda bulunuyorduk. Bu sirada birisi geldi:
    "Yâ Resulallah ölüm döseginde yatan bir genç var. Kendisine, 'La ilahe illallah' de, dendigi halde bir türlü bunu
    söyleyemiyor" dedi.
    Peygamber Efendimiz sordu: "Namaz kilar miydi?" "Evet, kilardi."
    Bunun üzerine Peygamberimiz kalkti. Biz de onunla birlikte kalktik. Peygamberimiz gencin yanma girdi ve ona:
    "La ilahe illallah de" buyurdu.
    Genç, "Bunu söyleyemiyorum" dedi.
    "Niçin söyleyemiyorsun?" deyince, gelen adam:
    "Annesine âsi idi" dedi.
    Peygamber Efendimiz, "Annesi sag mi?" diye sordu.
    "Evet, sagdir" dediler.
    Peygamber Efendimiz, "Çagirin, buraya kadar gelsin" buyurdu.
    Onlar da kadim çagirdilar. Kadin geldi. Peygamber Efendimiz kadina;
    "Bu hasta senin oglun mudur?" diye sordu.
    Kadin, "Evet, oglumdur" dedi.
    Peygamber Efendimiz: "Bak, surada bir ates hazir lansa ve, 'Ogluna sefaat edersen, onu bu ateste yakmayiz, fakat sefaat
    etmezsen bu ateste yakariz' deseler ne yapardin? Sefaat eder miydin?" diye sordu.
    Kadin, "Onun sefaatçisi ben olurdum" dedi.
    Peygamber Efendimiz, "O halde sana âsi olan bu oglunu Cehennemden kurtarmak için hakkim ona helâl edip ondan razi
    olduguna Allahu Teâlâyi ve beni sahit göster" buyurdu.
    Kadin, "Allah'im! Seni ve Resulünü sahit tutuyorum, oglumdan razi oldum, hakkimi ona helâl ettim" dedi.
    Bunun üzerine Peygamberimiz hasta gence, "La ilahe illallahü vahdehû la serike leh ve eshedü enne Muhammeden abduhû
    ve Resûlühû de" diye buyurdu.
    Hasta hemen sehadet getirdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz söyle buyurdu:
    "Allah'a hamdolsun ki, benim vasitamla bu genci Cehennem atesinden kurtardi."
    • • •
    Ebû Hüreyre rivayet ediyor:
    "Sizden önce geçenlerden üç kisi çocuklarinin geçimini saglamak için yola koyuldular. O sirada yagmura tutuldular. Bunun
    üzerine bir magaraya sigindilar.
    Daha sonra bir kaya parçasi düserek magaranin agzini kapatti. Aralarinda söyle konustular:
    "Mahvolduk, tas düstü. Bunun sebebini yalniz Allah bilir. Yaptigimiz en güzel davranislari dile getirerek Allah'a dua
    etmekten baska çaremiz yoktur. Içlerinden biri anlatmaya basladi:
    "Allah'im, hosuma giden bir kadin vardi. Ona sahip olmak istedim. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine bir miktar para
    verdim. Kabul etti. Tam ona yaklasacagim sirada vazgeçtim. Bilirsin ki, bundan sirf senin rahmetini kazanmak, azabina
    ugramamak için uzaklastim. Su kayayi bizden uzaklastir" deyince kaya parçasinin üçte biri açildi.
    Digeri söyle anlatti:
    "Yâ Rabbi, bilirsin, benim çok yasli anne-babam vardi. Onlara aksam sütünü içirmeden ne çocuklarima, ne de
    baskalarina bir sey içirmezdim. Bir gün odun toplamak için uzaga gittim. Döndügümde onlar uyumustu. Aksam sütlerini
    hazirladim, fakat onlar uykudaydi. Onlar içmeden önce çocuklarimla birlikte aksam süt içmeyi uygun bulmadim. Onlar
    uyanincaya kadar süt kabi elimde oldugu halde bekledim. Sonunda sabah oldu, uyandilar ve sütlerini içtiler. Allah'im, eger
    bunu sirf Senin rizani kazanmak için yapmissam su kayayi buradan uzaklastir" dedi.
    Bunun üzerine kaya parçasi biraz daha açildi. Fakat çikilacak gibi degildi.
    Sonra bir digeri söyle anlatti:
    "Allah'im, bilirsin bir gün bir isçi tutmustum. Yarim gün çalisti. Ücretini verdim. Kizarak ücretini almadi.
    Çekip gitti. Ben de her çesit maldan onun hesabina çogalttim. Bir zaman sonra ücretini almaya geldi. Ben de; "Su
    gördüklerinin hepsini al, tamami senindir, dedim. Istesem yalniz önceki ücretini verir, digerlerini vermezdim. Allah'im
    bilirsin ki, bunu sirf senin rahmetini umdugum, azabindan korktugum için yaptim. Su kayayi buradan uzaklastir' dedi.
    Kaya parçasi bütünüyle kalkti. Onlar da çikip yola koyuldular."

    alıntı

Sayfayı Paylaş